Tüp bebek tedavisi, her çift için uygun olmayabilir. Rahimde embriyonun tutunmasına engel ciddi yapısal bozukluklar veya ileri derecede yumurtalık yetmezliği gibi durumlarda uygulanması mümkün olmayabilir.
Ağır sistemik hastalıklar, tedavinin anne sağlığı için riskli olduğu hallerde tüp bebek önerilmez. Örneğin kontrolsüz kalp rahatsızlıkları veya ileri evre kanser gibi durumlar, tedaviye engel teşkil edebilir.
Genetik olarak bebeğe geçebilecek ciddi kalıtsal hastalıklar ve bunların önlenememesi halinde tüp bebek tedavisi yapılmayabilir. Bu gibi durumlarda çiftlere genetik danışmanlık verilmesi önemlidir.
Psikolojik olarak tedavi sürecine uyum sağlayamayacak, ilaç ve prosedürleri tolere edemeyecek kişilerde tüp bebek süreci ertelenebilir. Hem fiziksel hem psikolojik değerlendirme tedavi öncesinde yapılmalıdır.
İleri Yaş, Tüp Bebek Tedavisi İçin Ne Zaman Bir Engel Oluşturur?
Kadın yaşı, tüp bebek tedavisinin başarısını belirleyen en temel faktörlerden biridir. Zaman, maalesef yumurtalıklarımız için de işler. Yaş ilerledikçe, yumurtalıklarımızdaki yumurta sayısı azalır ve daha da önemlisi, kalan yumurtaların genetik kalitesi düşer. Bu döllenme sorunlarına, embriyonun sağlıklı gelişim gösterememesine ve gebelik oluşsa bile düşük riskinin artmasına neden olur.
Özellikle 38 yaşından sonra doğurganlıkta adeta bir “uçurum” yaşanır ve bu durum tedavi başarısına doğrudan yansır. Kişinin kendi yumurtalarıyla yapılan tüp bebek tedavilerinde yaşa bağlı başarı oranları yaklaşık olarak şu şekilde özetlenebilir:
- 35 yaş altı: %40-50
- 35-37 yaş arası: %30-40
- 38-40 yaş arası: %20-30
- 41-42 yaş arası: %10-20
- 43 yaş sonrası: %5’in altı
Görüldüğü gibi, özellikle 43-44 yaşından sonra kişinin kendi yumurtasıyla sağlıklı bir gebelik elde etme olasılığı çok düşer. Tıpta, başarı şansının %1’in altına indiği durumlar “faydasız tedavi” olarak kabul edilir. Bu yaş grubunda tedavi denemek, çiftleri hem maddi hem de manevi olarak yıpratmaktan öteye gitmeyebilir.
Bazen de bu durum çok daha erken yaşlarda kapıyı çalabilir. “Erken yumurtalık yetmezliği” (POI) olarak bilinen tabloda, kadının yumurtalık fonksiyonları 40 yaşından önce, bazen 30’lu yaşlarda bile azalır veya durur. Bu teşhisi alan kadınlarda da kendi yumurtalarıyla tüp bebek tedavisi denemek genellikle sonuç vermez.
Rahimdeki Hangi Sorunlar Tüp Bebek Tedavisi Uygulanmasını Engelleyebilir?
Tüp bebek tedavisinde sağlıklı bir embriyo elde etmek, denklemin sadece yarısıdır. Bu embriyonun tutunup 9 ay boyunca büyüyeceği sağlıklı bir yuvaya, yani rahme de ihtiyaç vardır. Eğer rahimde, embriyonun yerleşmesini imkânsız kılan ve cerrahi olarak düzeltilemeyen bir sorun varsa, tedavi yapılamaz.
Peki, tüp bebek tedavisi sürecini tamamen durdurabilecek bu rahim sorunları nelerdir?
- Rahmin doğuştan hiç olmaması
- Ciddi rahim içi yapışıklıklar
- Yapıyı bozan ve alınamayan miyomlar
- Rahmin kanser nedeniyle alınmış olması
- Tedaviye dirençli, kalıcı ince rahim zarı
Doğuştan rahmin olmaması veya çok küçük olması (Mayer-Rokitansky-Küster-Hauser sendromu), embriyonun yerleşeceği bir yuva olmadığı için gebeliği imkânsız kılar. Bu kadınların yumurtalıkları genelde sağlıklı olduğu için taşıyıcı annelik bir seçenek olabilir. Benzer şekilde daha önce geçirilmiş zorlu kürtajlar veya enfeksiyonlar sonrası gelişebilen ve rahmin iç duvarlarının birbirine yapışmasına neden olan şiddetli Asherman sendromu da embriyonun tutunmasını engeller. Cerrahi ile bu yapışıklıklar açılmaya çalışılsa da bazı ağır vakalarda rahim gebeliğe uygun hale getirilemeyebilir. Rahim kanseri gibi nedenlerle rahmin tamamen alınmış olması da gebeliği doğal olarak olanaksız kılar.
Erkekte Hiç Sperm Bulunamadığında Tüp Bebek Tedavisi Yapılabilir Mi?
Çocuk sahibi olamamanın nedenleri araştırılırken, sorunun yaklaşık yarısının erkek faktöründen kaynaklandığı görülür. Tüp bebek tedavisinin en önemli bileşenlerinden biri de sperm hücresidir. Eğer baba adayının menisinde ve en ileri cerrahi yöntemlerle testisten alınan dokuda dahi tek bir canlı sperm hücresi bulunamazsa, erkeğin kendi spermiyle tedavi yapmak mümkün olmaz.
Bu duruma “azoospermi” denir. Sperm kanallarındaki bir tıkanıklık nedeniyle sperm dışarı çıkamıyorsa, bu tıkanıklık genellikle cerrahi olarak aşılabilir ve sperm bulunabilir. Asıl zorluk, testiste sperm üretiminin hiç olmaması veya yok denecek kadar az olması durumunda (tıkanıklığa bağlı olmayan azoospermi – NOA) yaşanır. Bu hastalarda “mikro-TESE” adı verilen mikroskopik bir operasyonla, testisin farklı bölgelerinden doku alınarak sperm aranır.
Ancak bazı durumlarda bu arama sonuçsuz kalabilir. Özellikle şu durumlarda sperm bulma olasılığı neredeyse sıfırdır:
- AZFa veya AZFb gen bölgelerinin tam yokluğu
- Geçirilmiş kemoterapi veya radyoterapiye bağlı testis hasarı
- Klinefelter Sendromu gibi bazı genetik hastalıkların ileri formları
- Sebebi bilinmeyen ancak testiste sperm üretimini tamamen bitirmiş durumlar
Bu gibi kesin tanılar konulduğunda, çiftle açık bir şekilde konuşularak erkeğin kendi spermiyle biyolojik baba olma ihtimalinin olmadığı ve evlat edinme gibi diğer aile kurma seçeneklerinin düşünülmesi gerektiği anlatılır.
Annenin Ciddi Sağlık Sorunları Varlığında Tüp Bebek Tedavisi Uygulanır Mı?
Tüp bebek tedavisi sürecinde amaç sadece bir gebelik başlatmak değil aynı zamanda anne ve bebeğin bu süreci sağlıklı bir şekilde tamamlamasını sağlamaktır. Bu nedenle anne adayının sağlığı her zaman birinci önceliktir. Eğer anne adayının mevcut bir hastalığı, gebelik durumunda kendi hayatını veya bebeğin hayatını ciddi şekilde riske atacaksa, tedavi kesinlikle uygulanmaz.
Gebeliğin anne için hayati risk taşıdığı ve bu nedenle tüp bebek tedavisinin yapılmadığı başlıca sağlık sorunları şunlardır:
- İleri derecede pulmoner hipertansiyon (akciğer damarlarında yüksek basınç)
- Ciddi belirtilere yol açan aort darlığı
- Marfan sendromuna bağlı genişlemiş aort damarı
- İleri evre (Sınıf III-IV) kalp yetmezliği
- Solunumu ciddi şekilde kısıtlayan akciğer hastalıkları
- Diyaliz gerektiren son dönem böbrek yetmezliği
Bu listedeki hastalıklar, gebeliğin getireceği fizyolojik yükü (artan kan hacmi, kalbin iş yükü vb.) kaldıramayacak durumlardır. Bu koşullarda bir gebeliğe izin vermek, anne için ölümcül sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle tedaviye karar vermeden önce, anne adayının genel sağlık durumu kapsamlı bir şekilde değerlendirilir ve ilgili branş hekimlerinden (kardiyolog, göğüs hastalıkları uzmanı vb.) mutlaka görüş alınır.
Tekrarlayan Başarısız Denemeler Sonrası Tüp Bebek Tedavisi Sürdürülmeli Midir?
Tüp bebek tedavisinde ilk denemede başarıya ulaşılamaması oldukça yaygındır. Ancak birkaç kez tekrarlanan başarısızlıklar, çiftleri hem umutsuzluğa hem de ciddi bir yorgunluğa sürükleyebilir. “Daha ne kadar denemeliyiz?” sorusu, bu yolculuktaki en zor sorulardan biridir. Genellikle ilk 3 denemeden sonra başarı oranlarında bir platoya ulaşılır, yani aynı yöntemle devam etmenin ek bir fayda getirme olasılığı azalır.
Bu noktada durup düşünmek ve tedaviye devam etmenin mantıklı olup olmadığını değerlendirmek gerekir. Tedaviyi sonlandırmayı veya farklı bir yola gitmeyi düşündüren bazı önemli nedenler vardır:
- Sürekli olarak kalitesiz embriyo elde edilmesi
- Çözülemeyen veya teşhis konulamayan bir sorunun varlığı
- Tedavinin getirdiği ağır duygusal ve psikolojik yıpranma
- Dayanılmaz hale gelen maddi yük
- Hekimin, başarı şansının artık çok düşük olduğuna dair görüşü
Bu kararı verirken çiftlerin yalnız hissetmemesi çok önemlidir. Bazen durmak, en doğru adımdır. Bu pes etmek değil enerjiyi ve umudu, yumurta/sperm bağışı veya evlat edinme gibi daha gerçekçi ve mutluluk getirebilecek başka yollara yönlendirmek anlamına gelebilir.
Genetik Hastalık Taşıyıcılığında Tüp Bebek Tedavisi Her Zaman Çözüm Müdür?
Çiftlerin, çocuklarına geçirme riski taşıdıkları bilinen bir genetik hastalığı (örneğin kistik fibrozis, SMA, Akdeniz anemisi) varsa, tüp bebek tedavisine ek olarak Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT) yöntemi devreye girer. Bu yöntemle, laboratuvarda gelişen embriyolardan biyopsi alınır ve genetik olarak sağlıklı olanlar seçilerek anne rahmine transfer edilir.
PGT, sağlıklı bir bebek sahibi olma şansını artırmada çok güçlü bir araçtır, ancak her zaman sihirli bir çözüm sunmayabilir. PGT uygulamasının da bazı sınırlılıkları vardır:
- Sağlıklı embriyo bulunamaması
- Yetersiz sayıda embriyo gelişimi
- Embriyo biyopsisinin getirdiği düşük riskler
- Mozaik embriyo tespiti (hem normal hem anormal hücre içeren embriyo)
- Testin yanılma payı (çok düşük de olsa)
En sık karşılaşılan sorun, incelenen tüm embriyoların genetik olarak hastalıktan etkilenmiş veya anormal bulunmasıdır. Bu durumda transfer edilebilecek sağlıklı bir embriyo kalmaz ve tedavi o ay için sonlandırılır. Bu durum çiftler için büyük bir hayal kırıklığı olsa da PGT’nin asıl amacı olan hastalıklı bir gebeliği önleme görevini yerine getirdiğini gösterir.
Tüp Bebek Tedavisi Sürecinde Karşılaşılabilecek Diğer Durdurucu Faktörler Nelerdir?
Bazen her şey yolunda başlar, ancak tüp bebek tedavisi sürecinin herhangi bir aşamasında beklenmedik bir engel çıkabilir ve tedavi döngüsünün iptal edilmesini gerektirebilir. Bu durumlar tedavinin ne kadar hassas ve biyolojik değişkenliklere açık bir süreç olduğunun kanıtıdır.
Bir tedavi döngüsünün yarıda kalmasına neden olabilecek başlıca durumlar şunlardır:
- Yumurtalıkların ilaçlara yetersiz yanıt vermesi
- Yumurtaların planlanan zamandan önce kendiliğinden çatlaması
- OHSS (Yumurtalıkların Aşırı Uyarılması Sendromu) gelişme riski
- Toplanan yumurtalarda döllenme olmaması
- Döllenme sonrası embriyo gelişiminin durması
Örneğin kullanılan hormon ilaçlarına rağmen yumurtalıklarda yeterli sayıda (genellikle 3’ten az) yumurta keseciği gelişmezse, döngü genellikle iptal edilir çünkü az sayıda yumurta ile başarı şansı çok düşüktür. Veya tam tersi, yumurtalıklar aşırı tepki verirse, annenin sağlığını riske atmamak için taze embriyo transferi iptal edilir ve embriyolar dondurularak daha sonraki bir aya ertelenir. Laboratuvar aşamasında ise, toplanan yumurtaların hiçbiri döllenmeyebilir veya döllenen embriyoların gelişimi durabilir. Bu gibi durumlarda da transfer aşamasına gelinemez.
